Nedir şu herkesin dilinden düşüremediği Yoga? Haydi gelin beraber yakından bakalım.

Yoga son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz bir kavram ama aslında kökleri 5000 yıl öncesine dayanıyor. Bizim birkaç artistik hareket olarak gördüğümüz yoga aslında bir yaşam yolu. Yani mevzu birkaç hareketi yapabilmek değil. Bir yaşamsal bütün, varoluş.

via GIPHY

Yoga Sanskritçe’de “bir olmak, beraber olmak” demek. Yani bireysel bilincin, evrensel bilinçle, bireysel ruhun evrensel ruhla, mikro kozmosun makro kozmosla bütünlük içinde olması demek. Bahsettiğimiz bilinç, ruh, kozmos kavramları bedenden, maddeden ayrı şeyler değil. Yani benim zihnimde oluşan bir fikir, ruhumda açılan bir yara, kozmosta meydana gelen bir durum, otomatikman bedenimde yansıma buluyor aslında. Bedenim sadece bir konakçı ama içinde taşıdığı ruh, bilinç ve mikro kozmosla birebir, her an iletişimde. Hatta bir yaklaşıma göre beden, zihnimde var olan sorunlarla başa çıkmam için beni uyaran bir araç. Çok kızgın ve gergin olduğumda boynumu hatta tüm bedenimi kasmamın vücudumda ağrı ve sancılara sebebiyet vermesi gibi. Sinyalleri iyi takip edebilirsem önce bedenimi gevşetirim ve ardında bu gevşeme zihnime yayılır, gibi…

Yoga bir din değil, felsefe değil. Peki nedir Yoga? Yoga bir bilim dalı aslında. Toplum, felsefe, din, siyaset, mahalle, aile… Tüm bu saydığımız kavramlar zihnimizi işgal etmiş durumda. Her biri doğduğumuz andan itibaren zihnimizi kendi öğretileriyle doldurmakta. Tüm bunlar da zaman içerisinde kimliğimiz oluşturmakta. İşte yoga; zihinsizleşme, kimliği kırma bilimidir. Çünkü ben öğrendiğim her doktrinle, her felsefeyle, her kalıp düşünceyle kendimden adım adım uzaklaşmaktayım. Bu anlamda Yoga kendi öz benini bulma bilimidir.

via GIPHY

Bir gün iki kral teke tek savaşmaktadır. Krallardan biri tam kılıcını diğerinin boğazına dayamış onun canını alacakken yenilmekte olan kral, boğazına kılış dayamış olanın suratına tükürür. Yenmek üzere olan kral derhal kılıcını indirir ve bir adım geri çekilir. Yenilmekte olan kral şaşırır “Ne oldu? Niye öldürmedin beni?” diye sorar. Kılıcını indirmiş olan cevap verir “Çünkü sen suratıma tükürmeden önce seni bir amaç uğruna öldürmek üzereydim. Ama şimdi sen bana tükürdün ve ben sana kızgınım. Şimdi seni öldürürsem sana kızdığım için yapmış olacağım bunu.”

Tıpkı hikayede olduğu gibi bizler de özdeki amaçlarımızı, ihtiyaçlarımızı unutup sürekli etrafımızın bizden beklediği şeylerle dolduruyoruz zihnimizi ve özümüzden fersah fersah uzaklaşıyoruz. İşte Yoga zihinsizleşmenin bilimidir.

Peki nasıl oluyor bu zihinsizleşme hali? Zihin gün içinde farklı birçok düşünceden düşünceye atlayabilir. Ancak aynı anda yalnızca tek bir düşünceye odaklanabilir. İşte Yoga insanın, zihninde odaklanacağı düşünce üzerinde hakimiyet kurmasının bilimidir. Biri size hakaret ettiğinde öfkelenirsiniz. Çünkü egonuz zarar görmüştür. Oysaki öfkelenmeden önce zihninizde hakimiyet kurabilseydiniz hakaret etme kavramının kötülüğünü ve sorunun aslında hakaret eden kişide olduğunu hemen kavrayabilir ve öfkenizi daha baş göstermeden bastırabilir ve belki karşınızdakine anlayış bile gösterebilirdiniz. Ancak öfke yüzyıllardır genlerimize işlemiş kimyasal ve fizyolojik bir olgudur. Onun üzerinde hakimiyet kurabilmek için uzun zamanlar boyunca alıştırmalar, çalışmalar yapmak gerekir. Yazının başında da bahsettiğimiz gibi beden ve zihin birbirinin aynasıdır. Yoga bedeni hizalayarak, asana adı verilen hareketeler içerisinde doğru bir şekilde kalıp dolayısıyla zihin üzerinde hakimiyet kurmamızı sağlayan bir araçtır, fizik biliminin dünyayı kavramamızda bize yol gösteren bir araç oluşu gibi. Bunun için en önemli yardımcı nefestir. Yoga doğru nefes alarak başlar ve doğru nefesin yardımıyla bedenimiz doğal, rahat formuna döner. İşte tam da bu yüzden öfkelendiğinizde konuşmadan önce 5 derin nefes alın denir. Çünkü aldığımız her nefeste omuzlarımız ve göğsümüz gevşek, zihnimiz sakinleşir.

via GIPHY

Görüldüğü gibi Yoga, zihin üzerinde hakimiyet kurmamızı sağlayan nefes ve beden tekniklerinden oluşmuş bir bilimdir ve bu bilimsel bilgi bütünü sayesinde yaşamsal varoluşumuz şekillenir, tabularımız, kalıplarımız yıkılır ve öz benimizle tanışırız. Öz benle tanışmak demek makro kozmosla tanışmak demektir. İşte insanların bilinçli ya da bilinçsizce bu bilginin peşinde olması hiç de tuhaf değil, değil mi? Ne de olsa insan doğdu günden beri hep varoluşunu sorgulamaktadır. Bu sorgunun günümüzde şiddetle artması da bir o kadar doğal. Hele ki cevabın üzeri milyonlarca insanın kimliği ve inancı ile örtülmüşken…