Modernite ile gelen makineleşme başta toplumun, özelde sanatçıların algısını büyük ölçüde değiştirdi. Buna en güzel örnek Noise Estetik yani Gürültünün Estetiği. Noise müziğin kurucusu Russolo’ya göre ilkel zamanlar sessizdi. 19 yüzyılda, makinelerin icadı ile gürültü doğdu. Russolo’ya göre geçmiş dönemlerin enstrümanları artık kulaklarımızı tatmin etmiyor. Bu bakış açısı zamanla gürültünün sözlükte yer alan “istenmeyen ses” tanımını da değiştirdi ve gürültü estetiğe dönüştü.

Modern çağın makineleşmesi müziğin üretim şeklini de değiştirdi. Aslında tüm bu gelişmelerle müzikte elektronik çağa geçildi diyebiliriz. 20. yüzyılın en büyük icatlardan biri olan vacuum tube (düşük gelen sinyalin yükseltilmesini sağlayan mekanizma)’ün mucidi Lee DE Forest (1907) bu elektronik dediğimiz çağın babası olarak kabul edilmekte. Çünkü vacuum tube’ün icadı müzik estrümanlarının amfilerinin, miktofonların ve kayıt yapmaya yarayan daha birçok teknolojik gelişimenin ortaya çıkmasına olanak sağladı.

Yıllar içerisinde bilgisayarların hayatımızda yer kaplaması ile estetik algımız ve üreticiliğimiz gitgide değişmeye devam etti. Yunanlı kompozisyoncu Iannis Xenakis’in 1961 yılında IBM’le çalışmaya başlamasıyla Bilgisayar Müziği (computer music) ortaya çıktı. 1980’lerde bilgisayarların evde yaygınlaşmaya başladı. 1984 yılında MIDI’nin icadı ile insanlar evde bilgisayarlarında müzik yapmaya başladılar. Bu dönemde firmalar ses kartları üretmeye ve geliştirmeye başladı. Böylece analog kayıtlar yerini dijital kayıtlara bıraktı. Teknoloji sanatın her alnını ele geçirmeye başladı. İnsanlar yeni çağın büyülü dünyasına kapıldılar ve git gide analog dünyadan uzaklaştılar.

Fakat modernitenin teknoloji ve bilgisayarı “mükemmel” olarak empoze etmesine karşın kullanıcılar zamanla bu dünyanın da hatalı olduğunu, yani aslında bilgisayarın da hata yapabildiğini keşfetmeye başladılar. Bu durum çağa olan bakış açısını değiştirdi.

21. yüzyıla gelindiğinde teknolojik gelişmeler hayatı kolaylaştıran yanları ve hatalı yanlarıyla tam olarak hazmedilmeye başlayınca sanatsal üretim de bu yönde değişime uğradı. Midi kontroler ve bilgisayarla müzik yapan müzisyenler kayıt sırasında ortaya çıkan hataları birer müzikal estetiğe dönüştürmeye başladılar.

İngilizcede “Glitch” anlamına gelen hatalar müzisyenlerin elinde müzikal komposiyonlara dönüşmeye başladı ve böylece günümüzde “Glitch music” olarak bilinen müzik akılımı ortaya çıktı. Bu akımın öncüsü de 1991 yılında kurulan Alman grup Oval oldu.

Günümüzde birçok şarkıda karşımıza çıkan cd atlama sesleri, klik sesleri, bozulmuş vocal sesleri tamamen bu akımın etkisidir. Hatalı zamanların hatalı müziği Glitch tüm çirkinliğine rağmen aslında içinde yaşamak için can attığımız dünyamızın estetik yansıması gibi. Bu anlamda içinde biraz Polyannacılık bulmak bile mümkün 🙂